Pay hakkı

Pay hakkı 1951 tarihli FSEK’ten bu yana kanunumuzda yer almaktadır. Madde 45’te düzenlenen ilk halinde mimari eserlerin hariç tutulacağı yazılmamıştır. Bu düzenleme 2004 tarihli 5101 sayılı kanun ile eklenmiştir. Buradaki amaç gayrimenkullerin kendi rayiç bedellerinin zaten artış göstermesidir. Ayrıca bu madde her ne kadar 1951’de düzenlenmişse de, bu payın miktarının bir kararname ile düzenleneceği belirtilmiş ve bu kararname 2006 yılına kadar çıkmadığı için kadük bir şekilde kanunda yer almıştır.

Buradaki pay hakkının istenebilmesi için öncelikle güzel sanat eseri, el yazısı roman veya beste gibi bir eser bulunmalıdır. Bunun yanında müzayede evi tarzı bir yerde açık arttırma usulüyle satışın gerçekleşmesi ve koruma süresinin henüz dolmamış olması gerekmektedir. Ayrıca AB düzenlemesinde (2001/84/AT – Yeniden Satış Üzerindeki Hakka İlişkin) yer almayan bir “açık orantısızlık” şartı getirilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle her satıştan pay almak mümkün değildir. Bu hak “droit de suite” olarak Berne Konvansiyonunda yer almaktadır (Madde 14ter) ve orada da buna yönelik bir kriter getirilmemiştir. Maddede “any sale” diyerek her satıştan hak istenebileceği açıkça belirtilmiştir. Maddede ayrıca oranın ülkeler tarafından belirleneceği belirtilmiş ve bir oran konulmamıştır.

Türkiye’deki bu soyut ve sübjektif kriter nedeniyle örneğin sadece ünlü değilken eseri satılan bir ressamın ünlü olduktan sonra eserinin tekrar satışından bir gelir talep etmesi hali söz konusu olabileceği düşünülebilir.

Bu borcun zamanaşımı özel olarak yine FSEK 45’te düzenlenmiş ve 5 sene olduğunun altı çizilmiştir.

2006 yılında çıkarılan kararnamede ise pay tarifesi söyle belirlenmiştir:

a) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 50 ile % 100 arasında olması durumunda farkın % 10’u. (Bu kanunda bahsedilen ve kararnameye atıf yapılan üst sınırdır. AB düzenlemesi madde 4’e göre bu oran %4 olup, ayrıca miktarsal olarak 12.500 EUR üst sınırına sahiptir.)

b) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 101 ile % 200 arasında olması durumunda farkın % 9’u.

c) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 201 ve üzeri olması durumunda farkın %8’i.

(2) Bedeli 5000 YTL’yi aşmayan satışlar pay verme borcundan muaftır.

Ayrıca kararnamenin 2. maddesinde hangi meslek birliklerinin sorumlu olacağı yine FSEK md. 45’e uygun şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla 50 seneden fazla bir süre sonra çıkan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile ilk kez eser sahipleri için pay hakkının oranı belirlenmiş ve somutlaşmıştır. Geç gelen adalete örnek bir durumdur.

Bunun yanında kararnamede satıştan sonra 2 ay içinde satıcının veya müzayede evinin eser sahibine bilgi verme yükümlülüğü düzenlenmiştir. Eğer bu kişiye ulaşamıyorsa meslek birliğine bilgi vermek zorundadır.

Aşağıda 2006 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinin tümü bilgi için verilmektedir:

Resmî Gazete Sayı : 26302 –  7 Eylül 2006 ÇARŞAMBA

BAKANLAR KURULU KARARI

Karar Sayısı : 2006/10880

GÜZEL SANAT ESERLERİ, İLİM VE EDEBİYAT ESERLERİ İLE MUSİKİ ESERLERİNİN EL YAZISIYLA YAZILMIŞ ASILLARININ SATIŞ BEDELLERİNDEN PAY VERİLMESİNE İLİŞKİN KARAR

Ödenecek paya ilişkin oranlar

MADDE 1 – (1) Mimari eserler hariç olmak üzere 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 4 üncü maddesinde sayılan güzel sanat eserlerinin asılları ile eser sahibinin kendisinin sınırlı sayıda meydana getirdiği veya eser sahibinin kontrolünde ve izniyle meydana getirilmiş ve eser sahibi tarafından imzalanmış veya başka bir şekilde işaretlenmiş olmaları nedeniyle özgün eser olduğu kabul edilen kopyaları ile aynı Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı bendinde belirtilen ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından biri, eser sahibi veya mirasçıları tarafından bir defa satıldıktan sonra, koruma süresi içinde, bir sergide veya açık artırmada yahut bu gibi eşyayı satan bir mağazada veya başka şekillerde satış konusu olarak el değiştirdikçe, bu satış bedeli ile bir önceki satış bedeli arasında açık bir nispetsizlik bulunması hâlinde, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi tarafından eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliklerine bedel farkı üzerinden aşağıda belirtilen oranlarda pay ödenir:

a) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 50 ile % 100 arasında olması durumunda farkın % 10’u.

b) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 101 ile % 200 arasında olması durumunda farkın % 9’u.

c) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 201 ve üzeri olması durumunda farkın %8’i.

(2) Bedeli 5000 YTL’yi aşmayan satışlar pay verme borcundan muaftır.

İlgili alan meslek birlikleri

MADDE 2 – (1) İlgili alan meslek birlikleri şunlardır:

a) Güzel sanat eserleri ve özgün eser olduğu kabul edilen kopyaları için, güzel sanat eseri sahiplerine ilişkin meslek birliği,

b) İlim edebiyat eserlerinin yazarlarının el yazısı ile yazılmış asılları için, ilim edebiyat eseri sahiplerine ilişkin meslek birliği,

c) Musiki eserlerinin bestecilerinin el yazısı ile yazılmış asılları için, müzik eseri sahiplerine ilişkin meslek birliği.

(2) İlgili alanda birden fazla meslek birliğinin bulunması durumunda ödenecek pay bu meslek birlikleri arasında üye sayısı oranında paylaştırılır.

Bilgi verme yükümlülüğü

MADDE 3 – (1) Satışın gerçekleştirildiği işletme sahibi veya satıcı, eser sahibine, o ölmüşse diğer hak sahiplerine satıştan itibaren iki ay içinde satışla ilgili bilgi vermekle müştereken yükümlüdürler. Eser sahibi veya diğer hak sahiplerinin bulunamaması durumunda yukarıda belirtilen süre içinde ilgili alan meslek birliğine satışın bildirilmesi suretiyle bilgi verme yükümlülüğü yerine getirilebilir.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Karar yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Kararı Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu Duyurusu

Son günlerde sıkça birçok firmadan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde gönderilen e-posta iletileri olduğunu biliyoruz. Burada sizden açık rıza talep edilmekte ve yine bir aydınlatma metni sunulup güncellenen şartlar ve koşulları imzalamanız (tiklemeniz) istenmekte. Bunun son günlerde artmasının yegane sebebi kanunun öngördüğü sürenin 7 Nisan 2018’de, yani bugün sona erecek olması. Ancak bu süre kafada soru işaretleri yaratmıştır. İşte buna açıklık kazandırmak için Kişisel Verileri Koruma Kurumu aşağıda yer alan açıklamayı yapma ihtiyacı duymuştur. Buna göre aslında özetle bu iletileri gönderen şirketlere bunun gerekli olmadığını, kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızalar için zaten sürenin 7 Nisan 2017’de sona erdiğini, o tarihe kadar ilgili kişilerce ayrıca bir beyanda bulunulmaması halinde bunların kanuna uygun kabul edileceği ve dolayısıyla da yeniden açık irade alınmasının gereksiz olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Kurum açık rızanın alınmasının bazı durumlarda (Kanunun 5. ve 6. maddesinde belirtilen durumlarda) gerekli olmadığını, bu yüzden bu şartların kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Aşağıda metni bilginize sunuyoruz:

 

Kanuna Uyum Süreci (Geçici 1.madde) İle İlgili Duyuru

Son günlerde medyada yer alan bazı haberler ile Kurumumuza şifahi olarak iletilen sorular neticesinde, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun Geçici 1 inci maddesinin uygulanmasıyla ilgili tereddütler yaşandığı görülmüştür. Söz konusu tereddütlerin önüne geçilmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini teminen konuya ilişkin açıklama yapılması gereği doğmuştur.

Bilindiği üzere, Kanunun Geçici 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasında; Kanunun yayımı tarihinden önce işlenmiş olan kişisel verilerin, yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde (7 Nisan 2018) Kanun hükümlerine uygun hale getirileceği, Kanun hükümlerine aykırı olduğu tespit edilen kişisel verilerin derhal silineceği, yok edileceği veya anonim hale getirileceği, ancak bu Kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızaların, bir yıl içinde (7 Nisan 2017) aksine bir irade beyanında bulunulmaması halinde, bu Kanuna uygun kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

Bu itibarla, Kanunun yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde hukuka uygun olarak alınmış rızaların, ilgili kişilerce aksi belirtilmediği sürece, yukarıda yer verilen hüküm uyarınca Kanuna uygun olduğu kabul edildiğinden, veri sorumlularınca bu şartlar dâhilinde alınmış mevcut rızaların güncellenmesine veya yeniden ilgili kişilerden açık rıza alınmasına gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla, ilgili kişilerce Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde aksine bir irade beyanında bulunulmamış ise, bu kişisel verilerin de silinmesi veya yok edilmesi gerekmemektedir.

Unutulmamalıdır ki kişisel verilerin işlenmesi için yegane şart açık rıza değildir. Kişisel veri işleme şartları, Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddesinde açıklıkla belirtilmiştir. Bu bağlamda; Kanunun yayımından önce toplanmış kişisel veriler açık rıza dışındaki Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddesindeki şartlar dairesinde işleniyorsa, bu işleme faaliyetleri için de açık rıza alınmasına ve bu faaliyetlerin de açık rızaya dayalı olarak yürütülmesine gerek yoktur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. (Kaynak: kvkk.gov.tr)

Oyun Karakterinin Çalınması

Online (Çevrimiçi) olarak oynanan bilgisayar oyunları artık ticari bir değere de sahipler. O yüzden artık hukuken bir maddi değeri olduğu kabul ediliyor. Peki acaba bunlar cüzdanımızdaki para, cebimizdeki cep telefonu, ya da kolumuzdaki saat gibi taşınır bir mal sınıfında mıdır? İşte Yargıtay aşağıda verilen kararında bunların bilişim suçu kapsamında değerlendirilmesi ve taşınır mallara uygulanan cezanın uygulanmaması gerektiğini belirtmiştir. Kararı aşağıda bilginize sunuyoruz:

 

T.C.
YARGITAY
13. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2016/2155
KARAR NO: 2017/10403
KARAR TARİHİ: 10.10.2017

ONLİNE OYUN KARAKTERİNİN ÇALINMASI – EKONOMİK DEĞER TAŞISA DA VERİNİN TAŞINIR MAL HALİNE GELMEYECEĞİ – TCK 244/4 MADDESİNDE BELİRTİLEN SUÇUN OLUŞTUĞU

ÖZET: Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

1- Katılanın 23.10.2011 tarihinde … isimli oyunu oynarken bilgi ve rızası dışında e-posta adresine girilerek şifresinin ve e-posta adresinin değiştirildiğini ve oyun karakterlerinin çalındığını, karakterlerini çalan şahsın olaydan 10 dakika önce kendisine mesaj gönderdiğini, oyun içi iletişim sayesinde çalınan oyun karakterlerini … isimli şahsın satın aldığını beyan ettiği; dosya kapsamına göre olay günü sanığın babası adına kayıtlı ve fakat sanık tarafından kullanılan IP adresi üzerinden katılanın e-posta adresine erişimin sağlandığı sabit ise de sanığın savunmasında, katılana ait e-posta adresini … isimli oyunun hilelerinin ve kullanılmayan karakterlerinin paylaşıldığı forum sitesi olan http://www.o…hile.org isimli sitede gördüğünü ve sitede bulunan şifre ile giriş yaptığını, oyun karakterlerinin ise sitede bulunmadığını ve suçlamayı kabul etmediğini söylediği; 03.01.2014 tarihli bilirkişi raporunda bilgisayara format atıldığından e-posta adresinin çalınması dışında oyun karakterlerinin çalındığının net olarak tespit edilemediğinin belirtildiğinin anlaşılması karşısında; savunmada belirtilen hususlar da araştırılarak, oyun sitesinden suç tarihinde katılanın kullanıcı adı ve şifresi ile oyuna giriş yapılıp yapılmadığının sorularak, çalındığı iddia edilen oyun karakterine ait sanal eşyaların suç tarihinden itibaren … ve/veya kimin kullanımında olduğunun ve olaydan önce katılana mesaj gönderen kişinin kim olduğunun araştırılarak, yine talimat mahkemesinde beyanı alındığı sırada katılan tarafından dosyaya ibraz edilen CD içeriği ile tüm deliller birlikte değerlendirilip, gerektiğinde bilişim suçlarından anlayan tercihen bilgisayar mühendisi bir bilirkişiden rapor da alınmak suretiyle, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ile sonucuna göre tüm deliller çerçevesinde sanığın hukuksal durumunun tayini gerekirken, bu konularda kovuşturma genişletilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2- Kabule göre de;

a- Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

b- Eylemin sübutu halinde tek suç oluşturacağı gözetilmeksizin, sanığın TCK’nın 142/2-e maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesinin ardından, aynı yasanın 243. ve 244. maddeleri gereğince Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi,

c- Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 günlü, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK 53. madde 1. fıkra b bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı ile sanık …’nın temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 10.10.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.  (Kaynak: kararara.com)

Objektif Dava Birleşmesi

Davacı davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemleri tek bir davada isteyebilir. Bu duruma doktrinde “Objektif Dava Birleşmesi” denilmektedir. Bu kurum HMK öncesi uygulamada mevcut olmasına rağmen ilk kez normatif temele HMK md. 110 ile kavuşmuştur. HMK’da davaların yığılması terimi kullanılmıştır. Kümülatif dava yığılması da denilmekte idi. Madde aşağıda sunulmaktadır:

 

HMK md. 110:

Davaların yığılması
(1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır.

 

Buna göre bu davaların her biri için ayrı ayrı karar verilmesi gerekmektedir. Bu ayrıca avukatlık ücreti bakımından da önemli hale gelmektedir. Her bir talep ayrı dava anlamına geldiğinden, hepsi bakımından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmelidir. Buna ilişkin örnek birkaç kararı bilginize sunuyoruz:

 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/6312 E., 2018/244 K. 

“Dava faydalı model ile tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve meni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesine rağmen faydalı model ile tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespit ve meni talebi yönünden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemiştir. Oysa davacı taraf her biri ayrı bir davaya konu olabilecek istemlerini tek bir dava içinde talep etmiş olup reddedilen bu istemlerin her biri için davalı yararına ayrı ayrı vekalet ücretinei takdir edilmesi gerekmektedir…”

 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9943 E., 2014/14893 K. 

“Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı taraf her biri ayrı bir davaya konu olabilecek üç ayrı istemi tek bir dava içinde talep etmiştir. Davacının davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemleri tek bir davada isteyebilmesi mümkün olup bu duruma objektif dava birleşmesi denmektedir. Somu olayda tasarıma tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat olmak üzere üç ayrı dava açılmıştır. Mahkemece üç ayrı davanın reddine karar verilmiştir. Bu durum karşısında her bir dava için davalı yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ne göre vekalet ücretine hükmedilmelidir”.