Konkordato nedir? Nasıl istenir?

Bilindiği gibi son dönemde Türkiye ekonomisinde yaşanan dalgalanma ve döviz kurundaki ani yükseliş nedeniyle birçok firma finansal olarak çok zor duruma düşmüştür. Özellikle yurt dışından ham madde getiren firmaların maliyetlerinin artması ve iç pazardaki talep düşüşü nedeniyle birçok firma iflasın eşiğine gelmiştir. Ülkemizde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında 31.07.2016 tarihinde yayımlanan 669 sayılı KHK madde 4 ile sermaye şirketlerinin iflas erteleme talebinde bulunması ve mahkemelerce iflas ertelemeye karar verilmesi engellendi. Bu nedenle birçok firma daha önce sıklıkla kullanılmayan konkordato kurumuna başvurmaya başladı.

 

Konkordato İcra ve İflas Kanununun 285 ila 309. Maddelerinde düzenlenmektedir. 28 Şubat 2018 tarihinde yapılan değişiklikle bu maddelerde köklü değişiklikler yapılmıştır.  Örneğin görevli mahkeme icra mahkemesinden asliye ticaret mahkemesi olarak değiştirilmiştir. Gider avansı da Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe tarifede konan gider avansı olarak belirlenmiştir ki bu Haziran 2018’de yayımlanan tarifeye göre 30.000 TL civarındadır[1].  Madde tacir ve tüketici ayrımı yapmamış olmasına rağmen 30.000 TL civarında bir tutarı herkesin yatırmasına ayrıca yüksek avukatlık ücretlerini her tüketicinin ödemesinin mümkün olmayacağı açıktır.

 

28 Şubat 2018’de yapılan düzenleme ile değiştirilen 286. Maddeye göre aşağıdakilerin konkordato talebi ile sunulması gerekmektedir:

a) Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi.

 b) Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.

 c) Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste.

 d) Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.

 

Yeni yapılan düzenleme ile bu belgelerin olması halinde mahkeme 287. Maddeye göre 3 aylık geçici mühleti verir denilmektedir. Daha önceki düzenlemede “talep uygun görülürse” denilmekte iken yeni düzenlemedeki ifade şöyledir:

 

“Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.”

 

Görüldüğü üzere yukarıdaki evrakların tam (eksiksiz) olması halinde mahkemeye 3 aylık geçici mühlet verme konusunda bir takdir hakkı tanınmamıştır. Kanunun gerekçesinde burada ABD hukukunda yer alan otomatik konkordatodan esinlenildiği belirtilmektedir.

 

Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez. Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. İhtiyati tedbir kararlarına karşı dahi kanun yolu açık olmasına rağmen burada evrakların eksiksiz olması halinde borçluların 3+2 ay toplamda 5 aylık bir süre boyunca kanun yoluna dahi gidilemeyen bir süre kazanmaları mümkündür.

 

Konkordatonun ileri süreçleri hakkında bir sonraki yazımızda bilgi verilecektir.

 

[1] (Konkordato talep edilirken bildirilen alacaklı sayısının üç katı tutarında tebligat gideri, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanacak yedi adet ilan bedelinin asgari tutarı olan 550,00 Türk Lirası, Resmi İlan Fiyat Tarifesinde belirlenen Basın-İlan Kurumu resmi ilan portalında yapılacak yedi adet ilan bedelinin asgari tutarı, İlgili kurum ve kuruluşlara yapılacak bildirim için 50 adet iadeli taahhütlü posta ücreti, Bir bilirkişi için Bilirkişi Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin üç katı tutarı, Mahkemece belirlenecek ücreti sonradan tamamlanmak üzere konkordato komiseri olarak görevlendirilecek kişi için asgari 1.000,00 Türk Lirası üzerinden hesaplanan beş aylık ücret tutarı, Diğer iş ve işlemler için 300,00 Türk Lirası, İflasa tabi olanlar yönünden 15.000,00 Türk Lirası iflas gideri toplamını kapsar)

Pay hakkı

Pay hakkı 1951 tarihli FSEK’ten bu yana kanunumuzda yer almaktadır. Madde 45’te düzenlenen ilk halinde mimari eserlerin hariç tutulacağı yazılmamıştır. Bu düzenleme 2004 tarihli 5101 sayılı kanun ile eklenmiştir. Buradaki amaç gayrimenkullerin kendi rayiç bedellerinin zaten artış göstermesidir. Ayrıca bu madde her ne kadar 1951’de düzenlenmişse de, bu payın miktarının bir kararname ile düzenleneceği belirtilmiş ve bu kararname 2006 yılına kadar çıkmadığı için kadük bir şekilde kanunda yer almıştır.

Buradaki pay hakkının istenebilmesi için öncelikle güzel sanat eseri, el yazısı roman veya beste gibi bir eser bulunmalıdır. Bunun yanında müzayede evi tarzı bir yerde açık arttırma usulüyle satışın gerçekleşmesi ve koruma süresinin henüz dolmamış olması gerekmektedir. Ayrıca AB düzenlemesinde (2001/84/AT – Yeniden Satış Üzerindeki Hakka İlişkin) yer almayan bir “açık orantısızlık” şartı getirilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle her satıştan pay almak mümkün değildir. Bu hak “droit de suite” olarak Berne Konvansiyonunda yer almaktadır (Madde 14ter) ve orada da buna yönelik bir kriter getirilmemiştir. Maddede “any sale” diyerek her satıştan hak istenebileceği açıkça belirtilmiştir. Maddede ayrıca oranın ülkeler tarafından belirleneceği belirtilmiş ve bir oran konulmamıştır.

Türkiye’deki bu soyut ve sübjektif kriter nedeniyle örneğin sadece ünlü değilken eseri satılan bir ressamın ünlü olduktan sonra eserinin tekrar satışından bir gelir talep etmesi hali söz konusu olabileceği düşünülebilir.

Bu borcun zamanaşımı özel olarak yine FSEK 45’te düzenlenmiş ve 5 sene olduğunun altı çizilmiştir.

2006 yılında çıkarılan kararnamede ise pay tarifesi söyle belirlenmiştir:

a) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 50 ile % 100 arasında olması durumunda farkın % 10’u. (Bu kanunda bahsedilen ve kararnameye atıf yapılan üst sınırdır. AB düzenlemesi madde 4’e göre bu oran %4 olup, ayrıca miktarsal olarak 12.500 EUR üst sınırına sahiptir.)

b) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 101 ile % 200 arasında olması durumunda farkın % 9’u.

c) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 201 ve üzeri olması durumunda farkın %8’i.

(2) Bedeli 5000 YTL’yi aşmayan satışlar pay verme borcundan muaftır.

Ayrıca kararnamenin 2. maddesinde hangi meslek birliklerinin sorumlu olacağı yine FSEK md. 45’e uygun şekilde düzenlenmiştir. Dolayısıyla 50 seneden fazla bir süre sonra çıkan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile ilk kez eser sahipleri için pay hakkının oranı belirlenmiş ve somutlaşmıştır. Geç gelen adalete örnek bir durumdur.

Bunun yanında kararnamede satıştan sonra 2 ay içinde satıcının veya müzayede evinin eser sahibine bilgi verme yükümlülüğü düzenlenmiştir. Eğer bu kişiye ulaşamıyorsa meslek birliğine bilgi vermek zorundadır.

Aşağıda 2006 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinin tümü bilgi için verilmektedir:

Resmî Gazete Sayı : 26302 –  7 Eylül 2006 ÇARŞAMBA

BAKANLAR KURULU KARARI

Karar Sayısı : 2006/10880

GÜZEL SANAT ESERLERİ, İLİM VE EDEBİYAT ESERLERİ İLE MUSİKİ ESERLERİNİN EL YAZISIYLA YAZILMIŞ ASILLARININ SATIŞ BEDELLERİNDEN PAY VERİLMESİNE İLİŞKİN KARAR

Ödenecek paya ilişkin oranlar

MADDE 1 – (1) Mimari eserler hariç olmak üzere 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 4 üncü maddesinde sayılan güzel sanat eserlerinin asılları ile eser sahibinin kendisinin sınırlı sayıda meydana getirdiği veya eser sahibinin kontrolünde ve izniyle meydana getirilmiş ve eser sahibi tarafından imzalanmış veya başka bir şekilde işaretlenmiş olmaları nedeniyle özgün eser olduğu kabul edilen kopyaları ile aynı Kanunun 2 nci maddesinin (1) numaralı bendinde belirtilen ve 3 üncü maddede sayılıp da yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından biri, eser sahibi veya mirasçıları tarafından bir defa satıldıktan sonra, koruma süresi içinde, bir sergide veya açık artırmada yahut bu gibi eşyayı satan bir mağazada veya başka şekillerde satış konusu olarak el değiştirdikçe, bu satış bedeli ile bir önceki satış bedeli arasında açık bir nispetsizlik bulunması hâlinde, her satışta, satışı gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişi tarafından eser sahibine, o ölmüşse miras hükümlerine göre ikinci dereceye kadar (ve bu derece dahil) yasal mirasçılarına ve eşine, bunlar da yoksa ilgili alan meslek birliklerine bedel farkı üzerinden aşağıda belirtilen oranlarda pay ödenir:

a) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 50 ile % 100 arasında olması durumunda farkın % 10’u.

b) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 101 ile % 200 arasında olması durumunda farkın % 9’u.

c) Birbirini takip eden iki satış arasındaki farkın % 201 ve üzeri olması durumunda farkın %8’i.

(2) Bedeli 5000 YTL’yi aşmayan satışlar pay verme borcundan muaftır.

İlgili alan meslek birlikleri

MADDE 2 – (1) İlgili alan meslek birlikleri şunlardır:

a) Güzel sanat eserleri ve özgün eser olduğu kabul edilen kopyaları için, güzel sanat eseri sahiplerine ilişkin meslek birliği,

b) İlim edebiyat eserlerinin yazarlarının el yazısı ile yazılmış asılları için, ilim edebiyat eseri sahiplerine ilişkin meslek birliği,

c) Musiki eserlerinin bestecilerinin el yazısı ile yazılmış asılları için, müzik eseri sahiplerine ilişkin meslek birliği.

(2) İlgili alanda birden fazla meslek birliğinin bulunması durumunda ödenecek pay bu meslek birlikleri arasında üye sayısı oranında paylaştırılır.

Bilgi verme yükümlülüğü

MADDE 3 – (1) Satışın gerçekleştirildiği işletme sahibi veya satıcı, eser sahibine, o ölmüşse diğer hak sahiplerine satıştan itibaren iki ay içinde satışla ilgili bilgi vermekle müştereken yükümlüdürler. Eser sahibi veya diğer hak sahiplerinin bulunamaması durumunda yukarıda belirtilen süre içinde ilgili alan meslek birliğine satışın bildirilmesi suretiyle bilgi verme yükümlülüğü yerine getirilebilir.

Yürürlük

MADDE 4 – (1) Bu Karar yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 – (1) Bu Kararı Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu Duyurusu

Son günlerde sıkça birçok firmadan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde gönderilen e-posta iletileri olduğunu biliyoruz. Burada sizden açık rıza talep edilmekte ve yine bir aydınlatma metni sunulup güncellenen şartlar ve koşulları imzalamanız (tiklemeniz) istenmekte. Bunun son günlerde artmasının yegane sebebi kanunun öngördüğü sürenin 7 Nisan 2018’de, yani bugün sona erecek olması. Ancak bu süre kafada soru işaretleri yaratmıştır. İşte buna açıklık kazandırmak için Kişisel Verileri Koruma Kurumu aşağıda yer alan açıklamayı yapma ihtiyacı duymuştur. Buna göre aslında özetle bu iletileri gönderen şirketlere bunun gerekli olmadığını, kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızalar için zaten sürenin 7 Nisan 2017’de sona erdiğini, o tarihe kadar ilgili kişilerce ayrıca bir beyanda bulunulmaması halinde bunların kanuna uygun kabul edileceği ve dolayısıyla da yeniden açık irade alınmasının gereksiz olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Kurum açık rızanın alınmasının bazı durumlarda (Kanunun 5. ve 6. maddesinde belirtilen durumlarda) gerekli olmadığını, bu yüzden bu şartların kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Aşağıda metni bilginize sunuyoruz:

 

Kanuna Uyum Süreci (Geçici 1.madde) İle İlgili Duyuru

Son günlerde medyada yer alan bazı haberler ile Kurumumuza şifahi olarak iletilen sorular neticesinde, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun Geçici 1 inci maddesinin uygulanmasıyla ilgili tereddütler yaşandığı görülmüştür. Söz konusu tereddütlerin önüne geçilmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini teminen konuya ilişkin açıklama yapılması gereği doğmuştur.

Bilindiği üzere, Kanunun Geçici 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasında; Kanunun yayımı tarihinden önce işlenmiş olan kişisel verilerin, yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde (7 Nisan 2018) Kanun hükümlerine uygun hale getirileceği, Kanun hükümlerine aykırı olduğu tespit edilen kişisel verilerin derhal silineceği, yok edileceği veya anonim hale getirileceği, ancak bu Kanunun yayımı tarihinden önce hukuka uygun olarak alınmış rızaların, bir yıl içinde (7 Nisan 2017) aksine bir irade beyanında bulunulmaması halinde, bu Kanuna uygun kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

Bu itibarla, Kanunun yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde hukuka uygun olarak alınmış rızaların, ilgili kişilerce aksi belirtilmediği sürece, yukarıda yer verilen hüküm uyarınca Kanuna uygun olduğu kabul edildiğinden, veri sorumlularınca bu şartlar dâhilinde alınmış mevcut rızaların güncellenmesine veya yeniden ilgili kişilerden açık rıza alınmasına gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla, ilgili kişilerce Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde aksine bir irade beyanında bulunulmamış ise, bu kişisel verilerin de silinmesi veya yok edilmesi gerekmemektedir.

Unutulmamalıdır ki kişisel verilerin işlenmesi için yegane şart açık rıza değildir. Kişisel veri işleme şartları, Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddesinde açıklıkla belirtilmiştir. Bu bağlamda; Kanunun yayımından önce toplanmış kişisel veriler açık rıza dışındaki Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddesindeki şartlar dairesinde işleniyorsa, bu işleme faaliyetleri için de açık rıza alınmasına ve bu faaliyetlerin de açık rızaya dayalı olarak yürütülmesine gerek yoktur.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. (Kaynak: kvkk.gov.tr)

Oyun Karakterinin Çalınması

Online (Çevrimiçi) olarak oynanan bilgisayar oyunları artık ticari bir değere de sahipler. O yüzden artık hukuken bir maddi değeri olduğu kabul ediliyor. Peki acaba bunlar cüzdanımızdaki para, cebimizdeki cep telefonu, ya da kolumuzdaki saat gibi taşınır bir mal sınıfında mıdır? İşte Yargıtay aşağıda verilen kararında bunların bilişim suçu kapsamında değerlendirilmesi ve taşınır mallara uygulanan cezanın uygulanmaması gerektiğini belirtmiştir. Kararı aşağıda bilginize sunuyoruz:

 

T.C.
YARGITAY
13. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2016/2155
KARAR NO: 2017/10403
KARAR TARİHİ: 10.10.2017

ONLİNE OYUN KARAKTERİNİN ÇALINMASI – EKONOMİK DEĞER TAŞISA DA VERİNİN TAŞINIR MAL HALİNE GELMEYECEĞİ – TCK 244/4 MADDESİNDE BELİRTİLEN SUÇUN OLUŞTUĞU

ÖZET: Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

1- Katılanın 23.10.2011 tarihinde … isimli oyunu oynarken bilgi ve rızası dışında e-posta adresine girilerek şifresinin ve e-posta adresinin değiştirildiğini ve oyun karakterlerinin çalındığını, karakterlerini çalan şahsın olaydan 10 dakika önce kendisine mesaj gönderdiğini, oyun içi iletişim sayesinde çalınan oyun karakterlerini … isimli şahsın satın aldığını beyan ettiği; dosya kapsamına göre olay günü sanığın babası adına kayıtlı ve fakat sanık tarafından kullanılan IP adresi üzerinden katılanın e-posta adresine erişimin sağlandığı sabit ise de sanığın savunmasında, katılana ait e-posta adresini … isimli oyunun hilelerinin ve kullanılmayan karakterlerinin paylaşıldığı forum sitesi olan http://www.o…hile.org isimli sitede gördüğünü ve sitede bulunan şifre ile giriş yaptığını, oyun karakterlerinin ise sitede bulunmadığını ve suçlamayı kabul etmediğini söylediği; 03.01.2014 tarihli bilirkişi raporunda bilgisayara format atıldığından e-posta adresinin çalınması dışında oyun karakterlerinin çalındığının net olarak tespit edilemediğinin belirtildiğinin anlaşılması karşısında; savunmada belirtilen hususlar da araştırılarak, oyun sitesinden suç tarihinde katılanın kullanıcı adı ve şifresi ile oyuna giriş yapılıp yapılmadığının sorularak, çalındığı iddia edilen oyun karakterine ait sanal eşyaların suç tarihinden itibaren … ve/veya kimin kullanımında olduğunun ve olaydan önce katılana mesaj gönderen kişinin kim olduğunun araştırılarak, yine talimat mahkemesinde beyanı alındığı sırada katılan tarafından dosyaya ibraz edilen CD içeriği ile tüm deliller birlikte değerlendirilip, gerektiğinde bilişim suçlarından anlayan tercihen bilgisayar mühendisi bir bilirkişiden rapor da alınmak suretiyle, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi ile sonucuna göre tüm deliller çerçevesinde sanığın hukuksal durumunun tayini gerekirken, bu konularda kovuşturma genişletilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2- Kabule göre de;

a- Verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilip, bundan da yarar sağlanmasının; ekonomik değer taşısa dahi veriyi taşınır mal haline getirmeyeceği, bu itibarla; suçun sübutu halinde eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

b- Eylemin sübutu halinde tek suç oluşturacağı gözetilmeksizin, sanığın TCK’nın 142/2-e maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesinin ardından, aynı yasanın 243. ve 244. maddeleri gereğince Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi,

c- Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 günlü, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kısmi iptal kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK 53. madde 1. fıkra b bendinde düzenlenen “seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına” hükmünün iptal edilmesi nedeniyle uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı ile sanık …’nın temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 10.10.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.  (Kaynak: kararara.com)

Objektif Dava Birleşmesi

Davacı davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemleri tek bir davada isteyebilir. Bu duruma doktrinde “Objektif Dava Birleşmesi” denilmektedir. Bu kurum HMK öncesi uygulamada mevcut olmasına rağmen ilk kez normatif temele HMK md. 110 ile kavuşmuştur. HMK’da davaların yığılması terimi kullanılmıştır. Kümülatif dava yığılması da denilmekte idi. Madde aşağıda sunulmaktadır:

 

HMK md. 110:

Davaların yığılması
(1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır.

 

Buna göre bu davaların her biri için ayrı ayrı karar verilmesi gerekmektedir. Bu ayrıca avukatlık ücreti bakımından da önemli hale gelmektedir. Her bir talep ayrı dava anlamına geldiğinden, hepsi bakımından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmelidir. Buna ilişkin örnek birkaç kararı bilginize sunuyoruz:

 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/6312 E., 2018/244 K. 

“Dava faydalı model ile tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve meni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesine rağmen faydalı model ile tasarıma tecavüzün ve haksız rekabetin tespit ve meni talebi yönünden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemiştir. Oysa davacı taraf her biri ayrı bir davaya konu olabilecek istemlerini tek bir dava içinde talep etmiş olup reddedilen bu istemlerin her biri için davalı yararına ayrı ayrı vekalet ücretinei takdir edilmesi gerekmektedir…”

 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9943 E., 2014/14893 K. 

“Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı taraf her biri ayrı bir davaya konu olabilecek üç ayrı istemi tek bir dava içinde talep etmiştir. Davacının davalıya karşı ileri sürebileceği farklı istemleri tek bir davada isteyebilmesi mümkün olup bu duruma objektif dava birleşmesi denmektedir. Somu olayda tasarıma tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat olmak üzere üç ayrı dava açılmıştır. Mahkemece üç ayrı davanın reddine karar verilmiştir. Bu durum karşısında her bir dava için davalı yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’ne göre vekalet ücretine hükmedilmelidir”.

Sınai Mülkiyet Kanunu yürürlüğe girdi

Uzun zamandır beklenen yasa sonunda yürürlüğe girdi. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı. Daha önceki İhtira Beratı Kanununun Osmanlı döneminde çıktığı ve bir önceki 551 sayılı Patent KHK’nın bir KHK olması nedeniyle Cumhuriyet dönemindeki ilk Patent Kanunu olduğunu söyleyebiliriz bu yasanın. Birçok yenilik getiren bu kanun hakkındaki açıklayıcı yazılarımızı sürdüreceğiz. Kanun hakkında büromuz tarafından bir web sitesi hazırlanmıştır. www.sinaimulkiyetkanunu.com sitesinden tüm kanun metni, gerekçe ve eski kanun metinleri karşılaştırmalarına ulaşabilirsiniz.

14. Madde İptal Edildi

Beklenen oldu ve son olarak “kullanılmama nedeniyle iptal” hükmü olarak elimizde kalan 14. madde de Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edildi. Bilindiği üzere zaten Marka KHK’daki birçok hüküm AYM tarafından teker teker iptal edilmişti. Bu nedenle 22 Aralık 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulundan geçerek kabul edilen yeni Sınai Mülkiyet Kanununun önemi daha da artmıştı. Ancak yeni yasa henüz yürürlüğe girmeden gelen bu karar ile hali hazırda süren davaların akıbetinin ne olacağı da tartışılmaya başladı. Eğer süren davaların düşeceği yönünde kararlar çıkarsa bunun birçok karmaşa yaratacağı ve hak mahrumiyetine yol açacağı açıktır. AYM kararına buradan ulaşabilirsiniz.

Yeni Kanunun Getirdikleri

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu birçok yeniliği de hayatımıza getirmekte. Bunların hepsinin listesinin de yapılması gerekiyor ancak kısaca en önemlilerini özetleyecek olursak şunlar olacaktır yenilikler:

  • Öncelikle Türk Patent Enstitüsünün ismi Türkiye Patent ve Marka Kurumu olarak değişmiştir. Kısa ismi de Türk Patent olacaktır.
  • Marka sahibinin izin vermesi halinde artık başka bir kişi markayı tescil edebilecek. “Letter of consent” olarak adlandırılan ve yurt dışında kullanılan bu uygulamanın ortaya çıkan sorunları ortadan kaldırması düşünülmektedir.
  • Bir diğer özellik markalarda kullanmama itirazı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani sizin markanıza itiraz edilmesi durumunda, siz de karşı taraftan markasını kullandığını kanıtlamasını isteyebileceksiniz.
  • Bir diğer önemli değişiklik sürelerde meydana gelmiştir. Artık markaların yayın süresi 3 ay değil 2 ay olacaktır. Ayrıca bilindiği üzere bültenler ayda 2 kez yayınlanmaya başlamıştır.
  • Faydalı Modellere inceleme gelmiş ve incelemesiz patent sistemi kaldırılmıştır. Ayrıca patentlerde Avrupa’daki düzenleme ile uyumlu şekilde tescil alındıktan sonra da Türk Patent önünde itiraz edilebilmesine imkan tanınmıştır.
  • Tasarımlarda da inceleme sistemine geçilmiştir. Artık Türk Patent kendi yapacağı inceleme sonucunda tasarımı yeni olarak görmezse reddedebilecektir.

Tüm bu değişikliklerin kendi içinde çok detaylı ayrıntıları mevcut olup ayrı bir yazının konusunu oluşturmaktadır.

Sınai Mülkiyet Kanunu Kabul Edildi

22.12.2016 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Sınai Mülkiyet Kanununun tümü kabul edilerek yasalaştı. 6769 sayılı yasa henüz Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmemiştir. Ancak en kısa zamanda girmesi beklenmektedir. Meclis sitesinden metnine buradan ulaşabilirsiniz. Tüm fikri mülkiyet camiasına hayırlı olması temennisiyle.